Güzel Olmak için Zayıf Olmak Gerektiğini Düşünen Birinin İtirafları

img_8149Genç kızlık yıllarımdan otuzlu yaşlarımın ortasına kadar benim açımdan güzel olmanın ön koşulu zayıf olmaktı. Benim kuşağımdan bir çok genç kızın, seksenli ve doksanlı yıllarda çıkış yapan o ünlü mankenlerin etkisinde kaldığını tahmin ediyorum. Zayıf olmak etraftan takdir de toplardı.

Zayıftım çünkü az yemek yiyordum. Az yemek yiyerek kilo vermeye ve vücudumdaki yağlardan kurtulmaya çalışıyordum. Vücudumdaki yağ miktarı azaldıkça daha ince ve sıkı bir görüntüye kavuşacaktım. Kaslarım ortaya çıkacak, belirginleşecekti. Zayıf olduğum için spor yapmama gerek yoktu… Kaslarımın ortaya çıkması için sadece birazcık daha kilo vermeliydim…

Fakat evdeki hesap tutmadı… Ne kadar kilo verirsem vereyim bacak ve karın kaslarım hiçbir zaman istediğim gibi olmadı. Vücudumdaki kas/yağ oranında ibre hep yağlardan yana oldu. Birşeyleri yanlış yapıyor olmalıydım. Seneler sonra öğrendim ki tek başına kilo vermek, yağ kütlesinden götürdüğü kadar kas kütlesinden de kayıplara neden olurmuş…

Yolunda gitmeyen başka şeyler de vardı…

Zayıftım ama yürürken ya da otururken çoğu zaman kambur duruyordum. Oysa bence genç ve zinde gözükmenin en önemli sırlarından biri dik durmaktır.

Bir gün yemek masasında tuzluğu sallarken kol altlarımın bıngıl bıngıl sallandığını hissettim. Oysa ki hani ben zayıftım?

Rahat rahat müze gezemezdim; ayakta durmaktan mutlaka belim ağrırdı. Bu ağrıların zayıf sırt ve karın kaslarından kaynaklandığını yıllar sonra anlayacaktım.

Annemle birlikte alışverişe çıktığımızda bazen kan şekerim o kadar çok düşerdi ki benim dinlenebilmem için bir yerlerde oturmak zorunda kalırdık. Düşünün annem dimdik ayakta, ben oturuyorum…

Dilimde yaralar çıkardı. Bu yaraların vitamin ve mineral eksikliğinden kaynaklanabileceğini o dönem annem bana çok söylemiş olsa da onu hiç dinlemedim.

Tırnaklarımın üzerinde beyaz beyaz lekeler olurdu. Bu beyaz lekelerin, vitamin, demir, zink, protein eksikliğinden kaynaklanabileceğini hiç duymak istemedim…

Dişlerimi ne kadar düzenli fırçalarsam fırçalayayım, zaman zaman ağzımda bir koku olurdu. Bu kokunun, karbonhidratı çok azalttığım dönemlerde ortaya çıktığını fark ettim. Biraz araştırınca bu tatsız durumun amino asit yani protein yıkımı ile bağlantılı olabileceğini öğrendim.

Yüzüm zaman zaman çok solgun ve renksiz olurdu. Annem bana hep „Yemek ye çok zayıfsın.“ derdi. Yemek ye çok zayıfsın… Yüzümün renginin, iyi uyduğum ve düzgün beslendiğim zaman yerine geldiğini kabul etmem uzun zaman aldı… Hiç bir krem, hiç bir allık uyku ve sağlıklı beslenmenin yüzüme verdiği ışıltıyı verememiştir bana.

Zayıftım ama kendimi kuvvetli ve zinde hissetmiyordum.

Zayıftım ama kendimi güzel de hissetmiyordum.

Bir gün, söz dinlemeyen ben nasıl olduysa aklımı kullanmaya karar verdim.

Biraz etrafımdakilere sordum, biraz araştırdım, o şekilli bacak ve karın kaslarının kimlerde olduğuna dikkat ettim. Koşunun bacak kaslarımı kuvvetlendireceğine ve kas/yağ oranımı kaslardan yana değiştirceğine ikna oldum. Ve düzenli koşmaya başladım.

Koşmaya başladıktan çok kısa bir süre sonra fark ettim ki düzgün yemek yemeden bu işi sürdürmem imkansız. Vitamin, mineral, lif, antioksidan, karbonhidrat, protein, sağlıklı yağ ne demek, ne işe yarar, hangi besinlerde bulunur teker teker öğrendim. Spor yaparak kilo aldım. Hatta başlarda biraz fazla kilo aldım. Zaman içinde herşey dengeye oturdu…

Bence hayat bilgisi olarak okullarda bize bunları öğretmelilermiş…

Kırk bir yaşındayım. Düzenli koşuyorum, yüzüyorum ve bisiklete de binmeye başladım. Kilom eskisinden fazla ama artık kan şekerimi nasıl yöneteceğimi biliyorum, müzeleri bel ağrım olmadan geziyorum, bacak ve karın kaslarım dünya harikası değil ama tam istediğim gibi, kollarım bıngıl bıngıl sallanmıyor ve tırnaklarım da düzgün. Kendimi çok daha kuvvetli ve zinde hissediyorum.

Güzellik gözlerdeki ışıltıda, içteki yaşam enerjisinde. Spor yapın, sağlıklı beslenin, arı gibi çalışın ve gülümseyin…

Hepinize sağlıklı ve bol sporlu günler dilerim!