Spor Günlüğüm (7) – İlk Triatlonum

IMG_0623İlk triatlonum olan İstanbul Triatlonu’nu tamamladım. Tamamlayabildiğim için çok ama çok mutluyum. Yaş grubumda üçüncü olduğum için daha da mutluyum!

İstanbul Triatlonu, yüzme, bisiklet ve koşu olmak üzere üç disiplinden oluşuyor. Aslında dördüncü bir disiplin daha var; üst baş değiştirme! Yüzme etabından bisiklet ve daha sonra koşu etabına geçerken boneydi, kasktı, koşu ayakkabısıydı her türlü değişim toplam yarış zamanınıza sayılıyor. Yüzme, bisiklet, koşunun yanı sıra üst baş değiştirmenin de ayrıca antrenmanını yaptım!

İstanbul Triatlonu sprint kategorisinde. Yani 750m yüzme, 20km bisiklet ve 5km koşu etaplarından oluşuyor. Federasyonun düzenlediği bu yarış için triatlon lisansınızın olması gerekli. Çıkartması çok zor değil.

Sabah saat 6:15 civarında yarış alanına varıyoruz. İlk önce değişim alanına giriyor, bisikletimizi ve diğer malzemeleri bize ayrılan yerlere koyuyoruz. Yarış başlamadan önce bu alana giriş kapanıyor.

IMG_0619İlk etap yüzme. Önce erkekler yaş gruplarına göre grup grup start alıyorlar. Ben diğer bayanlarla birlikte sıramın gelmesini bekliyorum.

Yarış organizasyonu tarafından dağıtılan sarı bone kafamda, gözlüğümü de takmışım etrafa bakıyorum. Gerginim. Sahi ne yapıyorum ben burada? Daha bir kere bile yüzme yarışına girmemişim, yarış bisikletine de topu topu iki kere binmişim. Triatlon benim neyime?

Geri dönmek için artık çok geç…Bir bilinmeze doğru gidiyor olmanın gerginliği ve heyecanı içindeyim. Sonra Server’in sesini duyuyorum. Ayşegül! Şak diye bir fotoğrafımı çekiyor. Gülümsüyorum…Bir dost yüzü görmek o anda dünyaya bedel…

“Balıklama atlamayacak olanlar platformun üzerine oturarak suya girsinler” diye bağırıyor mikrofondaki ses. Balıklama atlayınca gözümdeki gözlük belime iner korkusuyla oturmaya karar veriyorum. Benim gibi başka oturanlar da var. Ayaklarım suda bekliyorum. Hay allahım işte beklenen o an geldi. Kıkırdıyorum kendi kendime. Ve işaret geliyor. Atıyoruz kendimizi Marmara’nın serin sularına…

Deniz beklediğimden daha temiz. Dibini görebiliyorum. Ve asıl önemlisi sanki ben yıllardır bu denizde yüzüyorum. O kadar sakinim. Kah tekme yiyerek, kah başkalarını istemeyerek tekmeleyerek 750 metre yüzmeyi tamamlıyorum.

IMG_0618Değişim alanına doğru koşarak giderken Server bana yandan sesleniyor. 18 dakika! İyi, benim için çok iyi! Ne kadar heveslendiğimi anlatamam.

Değişim alanında, kaskımı ve gözlüklerimi takıp ayakkabılarımı ayağıma geçiriyor ve bisikleti kaptığım gibi parkura doğru koşar adımlarla gidiyorum. “Üzerindeki mayoyla ıslak ıslak mı bineceksin bisiklete?” diye soracaksınız. Triatlon tulumunuzu yarış boyunca değiştirmiyorsunuz, o hep üzerinizde kalıyor. Saç kurutmak ve makyaj da yok : ) Ve evet üzerinizden şapır şupur sular akarak biniyorsunuz bisiklete : )

Yarıştan önceki birkaç gün boyunca sürekli bisiklet üzerine felaket senaryoları ile boğuştum.

Bisiklet ayakkabısının altındaki kilit, pedalın üzerindeki yuva ile buluşacak mı? Ayaklarımı bisikletin pedalına kitleyebilecek miyim? Ya beceremezsem… Ya bisiklet etabına hiç başlayamazsam? O kadar da olmaz herhalde. Bizim evin garajında kaç kere çalışmışım bisiklete binmeyi ve bisikletten inmeyi : ) Diyelim ki becerdim, parkur bitimindeki dönüşler nasıl olacak? Geçen gün dar bir sokakta dönüşü beceremeyip kendimi yerde bulmuştum. Diyelim ki döndüm, bitiş noktasında düşmeden durabilecek miyim? Var oluşla ilgili bir sürü endişe. Ne kadar hızlı gidebilirim sorularına daha gelinememiş…

IMG_0620Yarıştan yaklaşık iki ay önce, belki 30 yıl aradan sonra ilk kez, bir arkadaşımın şehir bisikletine binmiştim. Üç kere. Sonra heves edip kendime bir yol bisikleti aldım. Ona da bindim iki kere. Bu yarış, bisiklete altıncı binişimdi. Endişeli halime şaşmamak gerek… : )

Ama becerdim! Bisiklet etabını biraz yavaş ama başarılı bir şekilde tamamladım!

Yeniden üst baş değişim alanındayım. Etrafta pek insan yok. Ayyy sonuncu mu olacağım ben acaba?… Olabilir aslında… Amaç diskalifiye olmadan bitirmek değil mi? Bisiklet ayakkabıları çıktı, koşu ayakkabıları giyildi.

Şimdi en iyi bildiğimi yapıyorum. Koşuyorum.

Bu sefer kenardan Emine sesleniyor. Ayşegül! Şak diye bir fotoğrafım daha çekildi. Yüzümde kocaman bir IMG_0621gülümsemeyle el sallarken çıkmışım. Hayatımda hiç bu kadar mutlu yarış koştuğumu hatırlamıyorum.

Yarışın yaklaşık son 50 metresi… Önümde bir bayan koşuyor. Hangi yaş grubunda bilemiyorum. Kendisini geçebilmem için çok süratli koşmam gerek. “Koş Ayşegül” diyorum kendi kendime. Her yarıştan sonra keşke 3-5 saniye daha hızlı koşsaymışım diye hayıflanırsın. Koş, geç. Ne olacağı belli olmaz.

Epey bir süratleniyorum ve geçiyorum. Kendi yaş grubumda ben üçüncü, bir adım farkla bitişe önünden girdiğim bayan ise hemen arkamdan dördüncü oluyor.

IMG_0622Çok mu fark ederdi üçüncü yerine dördüncü olmak? Etmezdi… Ama son ana kadar mücadele edebildiğimi görmek, içimde o gücü hissedebilmek hoşuma gitti. Nihayetinde hayat kimi zaman büyük kimi zaman da böyle küçük küçük mücadelelerden ibaret değil mi?

Maceramı keyifle okuduğunuzu umuyorum. Spora, yarışmaya ve yazmaya devam edeceğim : )

Hepinize sağlıklı ve bol sporlu günler dilerim.

2 Kommentare

  • Hakan Sozen

    August 25, 08 2016 12:03:23

    Tebrikler Aysegul. Bravo sana
    ????????????????????????
    Cok heveslendim. Bir dahaki sefer bende yarisacagim galiba 🙂

    • Aysegul Miroglu

      August 26, 08 2016 11:09:06

      Çok teşekkür ederim Hakan! Çok güzel bir tecrübeydi. Çok tavsiye ederim.